Forumumuzda vakit geçirebilmek için, lütfen kayıt olun veya giriş yapın.

'Sihir Dünyası Ailesi'



 
GaleriAnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Vaktinde Gelen Yardım

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Irma Cornelia Dietrich
V. Sınıf
V. Sınıf


Kadın
Mesaj Sayısı: 56
Yaş: 18
Mücadele Tarafı: Aydınlık
En Belirgin Özellikleri: Saf
Rp Sevgilisi: KllN // I'll love him forever!!!
Kan Durumu: Melez
Patronus: Peri
Evcil Hayvanı: Mefia (tavşan)
Kayıt tarihi: 23/05/10
Ruh Hâli:

Bilgiler
Özel Yetenek: Metamorfmagus
Quidditch Mevkiî:

MesajKonu: Vaktinde Gelen Yardım   Paz Haz. 06, 2010 6:51 pm

Sessiz bir odaydı. İçeride bir yatak, köşedeki ahşap sandalye ve duvarda asılı çiçek taplosu dışında bir şey yoktu. Küçük pencereden sızan güneş odanın yarısını anca aydınlatıyordu. Buranın Çatlak Kazandaki en ucuz oda olmasına şaşmamalıydı. Gerçekten harabe görüntüsü ve her tarafı tozla kaplı eşyaları kimseni bu odayı istememesine yeterdi. Oysa ben bu odanın zıttı bir görüntüyle yatakta oturuyordum. Üzerime giydiğim mini etek ücra bir odada giyilebilecek en son şeydi; ama benden başka kimse olmadığından bunu umursamadım. Yatağa serdiğim askılılar içersinden eteğime en uygununu seçmeye çalışıyordum. En uzaktaki askılı iyi görünüyordu. Ona uzanmak için elimi ileri attığımda sütyenimin kopçası çıktı. Hızla yataktan kalkarak kapının arkasındaki aynaya gittim. Arkamı dönerek görebildiğimce kopçayı takmaya çalıştım. Elimin küçük hareketlerinin sonunda kopça yerine yerleşmişti. Gülümseyerek aynaya baktığımda artık mutlu biri olmadığımı farkettim. Bir haftadır ağlamaktan morarmış gözlerimin altı iyice belirgindi. Kavurucu güneşten nasibini alan bronz insanlara nazaren tenim hala süt beyazıydı. Javier beni evden attığından beri işe gitmiyordum. Çatlak Kazandaki bu odadan çıkmayı reddeder bir haldeydim. Tek ziyaretçimse bana her gün yemek getiren barmendi. Günde üç defa uğrar yemek getirirdi. Onun konuşmaz, hatta kafamı kaldırıp bakmazdım bile. Odanın kapısını çalardı. Kapıyı açtıktan sonra yatağıma geri giderdim. Sessizce masaya yemekleri bırakıp çıkardı. Peki, bu gün ne için böyle hazırlanıyordum ki? Bu gün benim kendime dönüş günümdü. Barmen odaya geldiğinde kapıyı aralayıp ona gülümsemiştim. Adamın şaşkın bakışları altında yemeği aşağıda yiyeceğimi belirtip peşinden inmiştim. Bu büyük değişim bir taraftan beni mutlu etti. Yemeğe indiğimde korkak bir çocuk gibi bara oturdum. Yanıma gelen bir adamla muhabbete başladığımda bütün korkularımı bir kez daha yendim. Birkaç kadeh viskiden sonra baygın gibi olmuştum. Brendon barmenden odamın anahtarını isterken karşı çıkacak gücüm bile yoktu. Barmen biraz garipseyerek anahtarı vermişti. Bayılmadan önce son hatırladığım yatağımın üstünde yarı çıplak olan Brendon'la öpüşüyor oluşumdu.

Hatıralarımın tamamını hala hatırlıyamıyordum. Düşüncelerimden sıyrılmaya çalışırken gözlerimin altına odaklandım. Küçük ellerimi yüzüme götürerek morluklara dokundum. Dokunuşumla beraber acıyan morlukların ilk defa bu kadar gerçek olduklarını anladım. Gözlerimden gelen bir damla yaşla ellerimi bastırmaya devam ettim. Sonunda bir buhran geçirerek kendimi göz yaşları içinde buldum. Yatağa serilmiş bütün askılılarımı yere saçtım. Elime geçen ilk askılıyı giymeye çalışırken kapı aralandı. İçeri giren Brendon'du. Gülümseyen bu adamı ne kadardır tanıyordum ? Bana bakışlarında bir şevkat görüyor olmama rağmen şphelerim var mıydı? Hayır! Kesinlikle yoktu. Javier'ın bana yaptıkalrını her erkek yapacak diye bir şey yoktu. Yanıma gelip belimi saran kaslı kollarak karşılık verdim. Kendimi ona doğru iterken kulağımda hafif bir fısıltı ' Gitmeliyiz. ' dedi. Hemen başımı salladımç. Elimdeki askılıyı giydikten sorna ceketimi alıp çıktım.

KIsa bir süre sonunda Brendon'la Çatlak Kazan'ı terketmiştik. Diagon yolunun tenha sokaklarında ilerliyorduk. Gecenin bu vakti bütün dükkanla karanlıktı. Gözme ilişen vitrinlere bakıyordum. Brandon beni tek eliyle sarmıştı. Bedenimi ona doğru kaydırdım. Karanlıkta birbirine aşık iki kişi gibi ilerledik. Adımlarımız bizi farklı yönlere götürürken Black Pearl adındaki barı gördüm. Bu gece oraya gidecektin. Gülümseyerek tabelaya baktım. Siyah tabelanın üzerinde gri işlemelerle barın adı yazılıydı. Brendon yaklaştığımızda yavaşladı. Tam bedenim kapıya gidecekken beni kendine bastırarak çekti. Bara girmek yenine hemen yanından arkasına saptık. Hızla ilerliyorduk. Ne olduğunu anlamıyordum. Kafamı kaldırdığımda adamın yüzündeki aceleci tavrı gördüm. Artık beni sevgiyle sarmıyordu. Kolları belime dolanmı kaçmamı engelliyordu. Ellerimi göğsüne bastırarak kendimi itmeye çalıştım; ama hiçbir işe yaramadı. Bu kaslı kollar arasında barın arkasına sürükleniyordum. Neler oluyordu? Debelenmeyi bırakmam adına Brendon ' Neredeyse vardık, güzelim. ' diye soludu. Nereye varıcaktık ki? Birkaç adımın sonunda barın arkasına gelmiştik. Bizi bekleyen üç adam daha vardı. Korkuyla gözlerimi kapadım. Brandon'un büyük elleri önüme gelen saçı gerieye itti. Dudaklarımda büyük bir baskı hissettikten sonra ' Hadi eğlenmeye geldik. Aç gözlerini! ' diye bir bağırtı duydum. Gözlerimi araladığımda üç adamında bana baktığını gördüm. Bedenimi bir avmış gibi inceliyorlardı. Teki gülümseyerek başını sallıyordu. Brendon artık bütün bedenini bana dayamıştı. Duvarla onun arasından kurtulmaya çalışıyordum. Elimden hiçbir eşy gelmiyordu. Tek söyleyebildiğim ' Lütfen... ' oldu. Adamlardan biri bize yaklaşarak elini Brandon'un omzuna koydu. Büyük bir gülümsemeyle onu çekti. Bir an serbest kaldığımı hissedip kendimi ielri attım. Tam koşmaya başlayacakken başka bir el beni yakaladı. Bir kez daha bedenim duvara çarptı. Adam üzerime gelmeye başlamıştı. Gözlerimi bu manzarayı görmemek adına kapadım. İçimden birinin beni duymasını umarak ' Lütfen... ' diye bağırmaya başladım.

_________________



I was thinking to myself, 'This could be Heaven or this could be Hell'

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Darius Darkthorn
Black Pearl Sahibi & Dungeon Master
Black Pearl Sahibi & Dungeon Master


Erkek
Mesaj Sayısı: 1700
Mücadele Tarafı: Kendisi
En Belirgin Özellikleri: Her zaman sakin olması
Rp Sevgilisi: Aislin
Kan Durumu: Pure-Blood
Patronus: Yarasa
Evcil Hayvanı: Atmacası, Lilian
Kayıt tarihi: 13/11/09

MesajKonu: Geri: Vaktinde Gelen Yardım   Ptsi Haz. 07, 2010 11:50 am

"Hadi ama Jack. O kadar da yaşlanmadın değil mi?" Bunları söyledikten sonra göz kırparak ekledi. "O kadar yaşlandıysan sana hangi kız bakar ki?" Sözlerinin üstüne ihtiyara gülümseyerek bakmaya başladı. Bakışlarındaki iddialaşmanın karşılık gördüğünü belirten ışıltıyı ihtiyarın gözlerinde gördüğü zaman sert ve kısa bir kahkaha attı. "Evet koca adam. Hadi, dik şimdi şu bardağı."

İhtiyarların girişe yakın masalardan birine oturduğu akşamlardan biriydi. Dean, Jack ve Carl. Bu üçlü, barının açıldığı zamandan beri, oradan eksik olmayan tek gruptu. Hiçbir zaman çok ses çıkarmazlardı, barın huzurlu havasına verdikleri en ufak bir zarar yoktu. Çoğu zaman şöminenin etrafına oturan grup, o akşam geldiklerinde, yerlerinin bir grup genç tarafından kapatıldığını gördükleri için o masaya oturmuşlardı. Bir süre muhabbet ettikten sonra, biralarını tazelemek için gelen bar sahibini de masalaarına davet etmişlerdi. Barı görebildiği sürece nerede oturduğunun önemi olmayan Darius ise bu teklifi memnuniyetle kabul etmişti. Masanın yaş ortalamasının bir anda birkaç yaş düşmesi nedeniyle, muhabbet daha da canlanmış, daha da keyifli bir hale gelmişti. Sonunda, yaşlarının kaç olduğunu unutan bu şen şakrak ihtiyarların öne çıkanı, Dean, şöyle demişti bar sahibine. "Bize bir şişe tekila getir, evlat." Onların yaşındaki insanlar için tekila içmek ne kadar uygundu, bilmiyordu, ancak bar sahibi onların havasını bozmak istememişti. O gece genç hissediyorlardı, Bakanlık yerine Quidditch'ten bahsediyorlardı. Bira yerine tekila içeceklerdi. Bara doğru ilerleyen bar sahibi, oradan dolu bir şişeyi aldıktan sonra, onu bir tepsinin içine koymuştu. Yandaki bölmeye giderek oradaki geniş buzdolabından birkaç tane limon almıştı. Limonları elinin hızlı hareketleriyle birkaç saniye içinde dilimledikten sonra, tepsinin kenarında tuzdan oluşan küçük bir tümsek oluşturarak masaya geri dönmüştü.

O anda ise, üçüncü turu bitirmek üzereydiler. Jack'in elindeki bardağa biraz tereddütle bakmasının üstüne söylemişti bar sahibi o sözleri. Başındaki kasketinin altında traş sonrasında yeni yeni çıkan beyaz sakallarının örttüğü yüzü oldukça sevimli gözüküyodu. Gözünün etrafında katmanlar oluşturan kırışıklıklar, bardağına tereddütle baktıkça derinleşiyordu. Bar sahibinin sözleri üzerine havaya giren yaşlı adam bardağa son bir kez baktı, sonrasında onu dikerek tuza batırılmış olan limonu dişledi. Diğerlerinden çıkan küçük takdir nidalarına eşlik eden bar sahibi gülümsedi onun bu hareketi üzerine. Sıra kendisine gelmişti. Şişenin henüz dörtte üçüne geldiklerine bakarak gülümsedi. İhtiyarların şişenin sonunu göreceğini düşünmüyordu kesinlikle. Kendisi buna izin vermezdi. Zaten yaşlarından ötürü zihinleri ağırlaşma tehlikesiyle karşı karşıya olan bu adamların, fazlasının geçici hafıza kayıplarına neden olmasıyla bilinen bu içkiyi bitirmelerine izin vermeyecekti. Önündeki ufak bardağı doldurdu, doldurduktan sonra şişeyi br kenara koyup, bardağı parmaklarının arasına aldı. Kaldırırken, üç adamın da gözlerine tek tek bakarak "Sağlığınıza." dedi ve içkiyi midesine yuvarladı.

Yuttuktan sonra, hemen limonu ağzına götürmedi, önce nefes verip yeni bir nefes alarak, içkinin üzerindeki etkisini biraz olsun arttırdı. Boğazındaki yanma artınca, tuzla kaplı limonu ısırdı. O akşam gerçekten keyifliydi. İhtiyarların masasına gelmekle gerçekten iyi etmişti. Geceyi, en azından tekila faslını, ne zaman sonlandıracağını düşünürken etrafına bakındı. Barın sakin olduğu akşamlardan biriydi, çok fazla müşteri yoktu. Olanların da bazıları ücretlerini masalarına bırakarak gitmişlerdi. Kaç kişi olduğu konusunda bir fikir edinmek için etrafa bakınırken, dışarıdan gelen sesi duydu. Bir kadın sesiydi bu ve yardım istiyordu. İhtiyarlara hiçbir şey söylemeden masadan hızla kalkan bar sahibi dışarı çıktı. Asasının yanında olup olmadığını kontrol etti, yanındaydı. Parmaklarıyla sapını kavrayarak asasını çekti. Ses çıkarmadan, ara sokağın girişine doğru ilerledi ve karşılaştığı manzara karşısında öfkesinin yükselmesine engel olamadı.

Sokağın girişinden beş altı metre ileride, üç adam bir kadını taciz ediyorlardı. Kadını duvarın kenarında sıkıştırmışlardı. Çıkardığı seslere engel olmak için ağzını kapamaya çalışırken, diğer yandan da üstündeki ceketi çıkarmak için uğraşıyorlardı. Midesini bulandıran bu manzara karşısında dişlerini sıktı bar sahibi. Ani bir hamleyle birini alt edebilirdi. Bunu üzerine diğer ikisini tek bir hamleyle alt etmeliydi, ama kadına zarar vermeden bunu yapmanın imkanı yoktu. Keşke iki kişi olsaydınız, diye geçirdi içinden. Üçünü alt etmek için bir plana ve bolca şansa ihtiyacı vardı.

Arkasını dönerek hızla bara doğru ilerledi. Kapıdan içeri girer girmez, ihtiyarların masasına ilerledi. Neler olduğuna dair sordukları sorularla ilgilenecek vakti yoktu. Masanın üzerindeki tekila şişesine uzanarak, kapağı açık olan şişeyi kavradı. "Afedersiniz beyler." Hızlı adımlarla biraz önceki yerine döndü. Bir elinde asası, diğer elinde ise açık bir tekila şişesiyle oldukça komik göründüğünü düşünebilirdi. Üzerindeki tişörte doğrultarak asasını "Diffindo." diye fısıldadı. Yırttığı parçayı alkolle ıslatarak, şişenin ağzına sardı ve küçük bir düğüm attı. Elinde çok kısa bir zaman dilimi ve bolca kötü senaryodan başka bir şey yoktu. Yine de deneyecekti. Asasını alkolle kaplı beze doğrultarak "Incendio." dedi. Bez parçasının alevle kaplanmasını sağladıktan sonra başlayabilirdi.

Asasını köşeden uzatarak kızın dibindeki adama nişan aldı. Başını hafifçe çıkarma riskini alarak fısıldadı. "Petrificus Totalus." Adamın kadına doğru uzattığı koluna isabet eden büyü adamı hareketsiz kılarken, büyücü sokağın girişinde kendini gösterdi. Önünde yığılan adamın zaptından kurtulan kadına bakarak bağırdı. "Buraya gel, hadi!" Kadın kendisine doğru hareketlenirken, diğer adamlar oalyın farkına varıp asalarını çekmişlerdi. Elindeki şişeyi ayaklarının dibine fırlatan bar sahibi, alevlerin parlama seslerini ve adamların feryatlarını duyarken, herhangi bir büyünün gelmesi ihtimaline karşılık, kadının arkasına bir kalkan büyüsü yerleştirdi. Kadını alıp arkasına saklarken, diğer adamları izledi. Pantolonları neredeyse tamamen alev içinde kalmış olan adamlar, onlardan kurtulmaya çalışıyordu. Bu çabayı izlemekten bile midesi bulanan bar sahibi, bir elini kadının omzunun dış kısmına hafifçe koyarak, "Benimle gel." dedi. Diğer adamların gelmesi ihtimalinden çekinmiyordu. Black Pearl onun bildiği en güvenli yerlerden biriydi zira.

_________________
Man is condemned to be free.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Irma Cornelia Dietrich
V. Sınıf
V. Sınıf


Kadın
Mesaj Sayısı: 56
Yaş: 18
Mücadele Tarafı: Aydınlık
En Belirgin Özellikleri: Saf
Rp Sevgilisi: KllN // I'll love him forever!!!
Kan Durumu: Melez
Patronus: Peri
Evcil Hayvanı: Mefia (tavşan)
Kayıt tarihi: 23/05/10
Ruh Hâli:

Bilgiler
Özel Yetenek: Metamorfmagus
Quidditch Mevkiî:

MesajKonu: Geri: Vaktinde Gelen Yardım   Ptsi Haz. 07, 2010 5:59 pm

Bağırışlarımı birinin duyduğunu umuyordum. Elimden geldiğince çok ses çıkartmak adına tepiniyordum; ama her seferinde önüme gelen bir el beni susturuyordu. Büyük kaslı bir el ağzıma her dayanışında nefes almam zorlanıyordu. Başka bir adam ellerimi duvara kıstırarak kaçmamı engellemeye çalışıyordu. Ellerim direnmenin etkisiyle bileklerinden morarmıştı. Koluma taktığım bileklik bileğimi keserek kanatmıştı. Adam bunu umursamamış, hatta daha çok sıkmaya başlamıştı. Acıdan mı yoksa kurtulma umudundan mı inlediğimi bilmiyordum. Saçlarıma taktığım ufak toka kırılarak kurtulmuştu. Omzuma düşen saçlarım her yöne dağılmış durumdaydı. Hızlı nefes alıp verirken bir taraftan karşımdaki adama tekme savuruyordum. Bütün gücümü kurtulmak adına harcadığımdan kurtulunca nasıl kaçacağımı hiç hesaplamamıştım. Bağırmamın ardından önüme gelen bir el gördüm. Büyük bir hırsla adamın tombul elini ısırdım. Brandon bir küfür savurarak elini çekti. Hırsını alamayan adam sağlam eliyle yanağıma okkalı bir tokat savurdu. Yana savrulan başım duvara çarparak kanamaya başlamıştı. Ellerimi kurtarmaya çalışırken Brandon'un havada uçuşan küfürlerini duyuyordum. Adamın kalın sesi ' Lanet kaltak elimi ısırdı. Lanet! ' diye bağırıyordu. Son bir hamle yaparak bir tekme daha savurdum; ama hiçbir işe yaramadı. Bütün gücüm bittiğinden bitkin bir halde ellerimi serbest bıraktım. Artık, bitmiştim; bana ne yapacaklarını umursamıyordum.

O anda başımın önünden geçen bir şişeyle irkildim. Brandon'un pantalonunda parçalanan şişe alev almıştı. Pantalon büyük bir hızda yayılarak yanıyordu. Brandon'ın küfürleri ve acıyla inlemeleri artmıştı. Alevler Brandon'un pantolonundan diğer adamınkine geçti. İki adam zıplayarak kaçmaya çalışıyorlardı. Şişenin geldiği yöne baktığımda bir adam gördüm. Hafif yapılı bu adamın saçının bir tutamı önüne gelmişti. Elinde tuttu asasıyla benim üzerimde olan adama bir büyü yolladı. O an ellerimin aşağı kaydığını hissettim. Kendimi son gücümle ileri atarak kaçmaya çalıştım; ama bir el daha beni tutuyordu. Farklı olansa bu el beni sıkmıyor aksine itiyordu. Geriye doğru savuruyor ve kolunu bana doğru siper ediyordu. Beni kurtarmaya çalışan adamın eli olduğunu hissediyordum. Peki, bu adama güvenebilir miydim? Şu an başka şansım yoktu. Bu gibi bir durumdan daha kötü bir hale düşemeyeceğimden kendimi adamın arkasına bıraktım. Tam o sırada kalın bir ses ' Buraya gel, hadi! ' dedi. Ona uyarak adamın arkasına geçtim. Omzunu bana siper eden adama bakmak adına şişmiş gözlerimi araladım. Adam hala karşıdakileri izliyordu; ama aynı kalın ses bir çeşit kalkan büyüleri yapıyordu. Hafif bir rahatlamayla kafamı adamın omzuna dayadım. Tam o sırada kendi omzumda şevkatli bir dokunuş hissettim. Aynı kalın ses bana ' Benimle gel. ' demişti. Ona uymaktan başka çarem olmadığından adamın arkasından bara girdim.

İçeri girdiğimde rahatlamıştım. Bir grup yaşlı adam başlarını bize çevirdi. Hafif bir gülümsemeyle gülümsemeye çalıştım; ama başarılı olamadığıma eminimdim. Kendimi zore taşıyordum. İçerisi sıcaktı, köşede çayır çayır şömine yanıyordu. Biraz ileride sandalye masalar başlıyordu. İçerisi sakin; ama bir o kadarda içtendi. Daha önce buraya hiç gelmediğimi farkettim. Dışarıdan bakıldığında daha farklı bir yer gibi dursada burası çok sıcak bir mekandı. Kendimi bir adım ielri götürmeye çalıştım; ama bunu yapamayarak yere kapaklandım. Başım dönüyordu. Ellerimi zemine koyup yabaşça doğruldum. Saçlarım dağılmış bir biçimde geriye düştü. Kalkmaya çalışırken başım daha fazla döndü. Oradan kalkmaya gücüm yoktu. Barın ortasında öylece oturup kalmıştım. İnsanlar merakla bana bakıyordu.

_________________



I was thinking to myself, 'This could be Heaven or this could be Hell'

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Darius Darkthorn
Black Pearl Sahibi & Dungeon Master
Black Pearl Sahibi & Dungeon Master


Erkek
Mesaj Sayısı: 1700
Mücadele Tarafı: Kendisi
En Belirgin Özellikleri: Her zaman sakin olması
Rp Sevgilisi: Aislin
Kan Durumu: Pure-Blood
Patronus: Yarasa
Evcil Hayvanı: Atmacası, Lilian
Kayıt tarihi: 13/11/09

MesajKonu: Geri: Vaktinde Gelen Yardım   Perş. Haz. 10, 2010 2:10 pm

Bir eli kadının omzunda, onu yönlendirirken, diğer yandan da dışarıdaki soğuğa şaşırıyordu. Kasım gelmişti ve akşamlar belirgin bir şekilde soğuklaşmıştı. Gökyüzü bulutlarla kaplıydı artık, yıldızların hüküm sürdüğü o ılık yaz geceleri geride kalmıştı. Sonbaharın akşamlarına ile razı olan bünyelerin soğuktan şikayet edeceği zamanlar gelmişti artık. Sokaklarda sürüklenen yapraklar kaybolmuştu. Dökülecek yaprak kalmamıştı dallarda. Kıın doyasıya hüküm süreceği zamanlardı önündeki günler. Hatta hava bu kadar hızla soğumaya devam ederse, yakında kar bekleyebilirlerdi. Bu soğuğu düşünerek kadının giydiği giysilere kısaca baktı. Kısa mesafede bir yerde kaldığını umdu, yoksa kıyafetleri, onunla ilgili önyargılara kapılmasına neden olabilirdi. Ne olursa olsun, onunla ilgili bir şey düşünmeden önce, dinleyecekti onu. Dokunuşuna karşılık hemen ilerlemeye başlaması bile onunla ilgili bir düşünce edinmesini sağlamıştı. Genç kadın, bar sahibinin eli omzuna değdikten hemen sonra yürümeye başlamıştı. Bu hareket kaçma amacı gütmüyordu oysa. Çünkü bar sahibi ona eşlik ettiği için, kadının hızını kendisininkine uydurduğunu fark etmişti. Oldukça masum biri olduğunu düşündü önündeki kadının, bu düşünce zihninde birkaç dakika önce olanlar hakkında bir şeyler oluşmasına neden oldu, anca o köpeklerin düşüncesi bile bozulmuş biranınki gibi bir tat bıraktı zihninde. Yapmaya çalıştıkları şey, tek kelimeyle iğrençti. Ne çeşit bir sapkınlık neden olabilirdi böyle bir dürtüye, anlayamıyordu bar sahibi. Ne tür bir habislik yönlendirebilirdi insanların davranışlarını bu yöne. Cevaplayamadığı ve sinirini tetikleyen sorular sormayı bırakarak barının kapısını açarak içeri girdi.

İçeri adımını atar atmaz kendisini saran hava, o anda bile daha rahat hissetmesini sağlamıştı. Black Pearl'ün bu özelliğini seviyordu işte. Adımlarını sıralarken, duvarlara göz gezdirdi. Çoğu Angélique'nin zevklerinden yadigar kalan eşyalar gerçekten bir uyum içinde duruyordu. Bar sahibi dükkana geldikten sonra çok ufak bir iki ekleme yapmıştı. L şeklindeki barın köşesindeki kirişe astığı dümen bunlardan biriydi. Yıllarını denizlerde geçirmiş biri olarak bunu yapması doğaldı elbette. Bir insanın denize karşı duyduğu sevgi, annesine duyduğu sevgi kadar doğal ve baki idi. Ruhunuz bir kere o devasa su kütlesinin yaşattığı huzuru tattığı zaman, var olmayı sürdürdüğü zaman boyunca o görüntü sayesinde huzuru bulabilirdi. Kendini denize adayan kişilerin denizi tek ve kalıcı eşleri olarak seçmelerinin nedeni de buydu. O dümenin bara ferahlatıcı bir hava kattığına inanıyordu. Bütün duygular imgelerin eseri değil miydi zaten... Düşünceleri bir süre önce elini omzundan çektiği kadının yere düşmesiyle yarıda kesildi. Hemen ona doğru eğildi ve kalkmak için çaba gösteren kadının kolundan kibarca tuttu. Dengesini kaybetmesine neden olmadan hafifçe çekerek kaldırdı onu. Kendilerine bakan müşterilerine onları ilgilendiren bir şey olmadığını, ne yapıyorlarsa devam etmelerini söylercesine bir bakış attıktan sonra genç kadının koluna girdi ve onu barın yakınındaki sandalyeli masalara doğru götürdü. Normalde onu bardaki taburelerden birine götürürdü, ancak genç kadın orada oturabilecek kadar iyi gözükmüyordu. Bu yüzden bar sahibi onun için bir sandalye çekerek oturmasını sağladı. "Hemen geliyorum." diyerek bara doğru ilerledi. Bir bardağı yarısına kadar suyla doldurarak kadının yanına geri döndü. "Al, birkaç yudum iyi gelecektir." Bunu söyledikten sonra yaşlı adamların masasına doğru ilerledi. Yüzlerinde her olayın sonrasında neler olduğunu öğrenmek istediklerini belli eden bir merakla kendisine bakan yaşlı adamlara durumu anlatmaya karar verdi.

"Dışarıda birkaç adam ona saldırıyordu. İçkiniz için üzgünüm, yenilememi ister misiniz yoksa bu kadar gençleşmek yeter diyerek biraya mı döneceksiniz?" İhtiyarların alınlarındaki kırışıklıklar derinleşti, ilk cevap Dean'den geldi. "Biraz daha gençleşirsem bir çocuk gibi kusucam evlat. Bana bira getir." Diğerleri de bu fikri onaylamış gibiydi. Derhal bara giderek onlara biralarını getiren bar sahibi daha sonra hızla bir kahve hazırladı ve dumanları tüten kupayı kadının önündeki su bardağının yanına koydu. "Bunun daha iyi hissettireceğine eminim. Söylesene, orada ne işin vardı?" Bunu söylerken, genç kadının karşısındaki sandalyeye oturmuştu.

_________________
Man is condemned to be free.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Irma Cornelia Dietrich
V. Sınıf
V. Sınıf


Kadın
Mesaj Sayısı: 56
Yaş: 18
Mücadele Tarafı: Aydınlık
En Belirgin Özellikleri: Saf
Rp Sevgilisi: KllN // I'll love him forever!!!
Kan Durumu: Melez
Patronus: Peri
Evcil Hayvanı: Mefia (tavşan)
Kayıt tarihi: 23/05/10
Ruh Hâli:

Bilgiler
Özel Yetenek: Metamorfmagus
Quidditch Mevkiî:

MesajKonu: Geri: Vaktinde Gelen Yardım   Paz Haz. 13, 2010 1:26 pm

Sıcak ateşin yaydığı rahatlık beni kendime getirmişti. Önümüzdeki kışı çatlak kazandaki o ücra odada donarak geçireceğim aklıma gelince bir an başımı salladım. Adamın beni omzumdan kavrayarak kaldırmasına için verdim. Tek eliyle bana destek oluyordu. Yürüyemecek, konuşamayacak veya gülümseyip teşekkür edemeyecek haldeydim. İçime yayılan soğuk dalgaların titrememi sağlıyordu. Birkaç dakika önce korkudan titrediğimi düşünmeme rağmen şimdi gerçekten üşüdüğümü farkettim. Kendime gelmeye çalışırken bir sandalyenin tepesinde oturduğumu farkettim. Elimi boynuma götürerek ovuşturdum. Gözlerimi sıkıca yumdum. Böylece nerede olduğumu düşünmeyecektim. Beni buraya bırakan adam gidip birkaç yaşlı adamla konuşmaya başlamıştı. Bundan fırsat bularak önümdeki su bardağından bir yudum su içtim. Boğazımdan aşağı doğru akan ılık suyla beraber biraz daha kendime geldim. Gözlerimi aralayıp etrafı inceledim. Burası çatlak kazana nazaren daha sıcka bir ortamdı. İnsanlar genelde aile olarka geliyordu; veya beni kurtaran adamın konuştuğu gibi yaşlı insanlar içerek eğleniyorlardı. Onları izlerken yüzüme hafif bir gülümseme yayıldı.

Adam insanların her biriyle ilgileniyor, onlara bir şeyler getiriyor ve barda doyasıya geziyordu. Bu hareketlerinden ve rahatlığından buranın onun olduğunu anladım. Bir an içimden lanet okumak geçsede kendimi tuttum. Böyle sıcak bir ortamın hemen arka tarafında bu gibi bir oalya karışmak anca benim gibi salak birinin başına gelirdi. İçimden o an adama bir şey olsa kendimi affedemeyeceğim geçti. Görünüşe bakılırsa son derece iyi bir adamdı. İnsanlar onu seviyor ve yanlarına gittiğinde içtenlikle gülümsüyordu. Barında büyük bir aile yaratmıştı sanki. Bu manzara karşısında aptalca gülümsemeye devam ediyordum. Tek elimle önüme gelen saçlarımı kaldırdım. Ceketimin cebine attığım bir lastik tokayla saçlarımı topuz yaptım. Önüme bir tutam saç düşmüştü. Böyle dağınık topuzun hem rahat hemde şık olduğunu düşünüyordum. Üzerimdekileri çekiştirerek düzelttim.

Bir süre sessizce köşede oturmamın ardından adam elinde bir kupa kahveyle geri döndü. Kupanın içindeki kahvenin dumanı hala tütüyordu. Adam kupayı masaya bıraktıktan sonra karşımdaki sandalyeye oturdu. Bana soran gözlerle bakmaya başladı. İçmemi tembihledikten sonra gerçek merak ettiği şeyi sordu. Burada ne ilşim vardı benim? Bu gerçekten merak uyandırıcı bir soruydu. Ne yazık ki bu sorunun cevabını bende bilmiyordum. Biraz insanlar arasına karışmak istemiştim. Bir gece oslun Javier'ı unutmak istemiştim; ama her şeyi berbat etmiştim. Adama nasıl bir açıklama yapacağımı şaşırdım. Bu yüzden uzun süre sadece yüzüne baktım. Adamın yüzünü ilk defa bu kadar dikkatli inceliyordum. Siyah dağınık saçları, çıkık elmacık kemikleriyle gerçekten hoş bir adamdı. Bıraktığı özensiz kirli sakalları ona ayrı bir hava katmıştı. Yüzüyle son derece orantılı olmasına akrşın yapılı bir vücudu vardı. Bu durum benim gülümsememi sağladı. Çocukken durmadan resmini çizdiğim adama çok benziyordu. Küçük bir kızken böyle bir adamın resmini çizer ve anneme her seferin de babama benzeyip benzemediğini sorardım. Annem bana durmadan aynı adamı çizdiğimi babamın böyle olmadığını söylerdi; ama hiç görmediğim babam benim hayalimde böyleydi. Adamın merakı gülümsememle daha fazla artmıştı. En başta neye güldüğümü açıklamam gerektiğini düşünerek ' Üzgünüm, yakınım olan birine çok benziyorsunuzda. ' diye bir açıklama yaptım. Nedense sonuna ekleme ihtiyacı duyarak ' Aslıda hiç görmediğim birine, yani... ' dedim. Devamını getirecke bir yol bulamadığından yarıda kesmek zorunda kalmıştım. Bunu üstelememesini umarak ellerimi kahve kupasına doladım. Suçlu gibi önüme bakarken kahveden bir yudum aldım. Kahvenin sıcaklıpı bütün bedenimi sardı. Boğazımdan akan sıcak kahveyle üşüyen vücudum tekrar ısınıyordu. Bu mutlulukla hafifce gülümsedim. Kupayı yüzüme yaklaştırarak kahvenin dumanını içime çektim. Taze kahve kokusu asla hayır diyemeyeceğim bir mutluluktu. Çocuksu gülümsemem bütün yüzüme yayılmıştı. Sonunda adamın beni izlediğini farkederek ' Çatlak Kazan'da kalıyorum. Gezmeye çıkmıştım. ' diye kısa bir açıklama yaptım. Bu açıklamam yalan değildi. Belki eksik olabilirdi; ama kesinlikle yalan söylememiştim. Kiminle geldiğimi sormamıştı ki, burada ne yaptığımı sormuştu. Bende ona cevap vermiştim. Adamın sorularının daha fazla açılacağını bildiğimden dikkatli olmaya çalıştım. Büyücü Konseyi adına pek çok sorgulamaya katıldığımdan bu çok zor olmayacaktı. Bilgi almak konusunda en sıkıntı yaşanacak insanlardandım.

_________________



I was thinking to myself, 'This could be Heaven or this could be Hell'

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Darius Darkthorn
Black Pearl Sahibi & Dungeon Master
Black Pearl Sahibi & Dungeon Master


Erkek
Mesaj Sayısı: 1700
Mücadele Tarafı: Kendisi
En Belirgin Özellikleri: Her zaman sakin olması
Rp Sevgilisi: Aislin
Kan Durumu: Pure-Blood
Patronus: Yarasa
Evcil Hayvanı: Atmacası, Lilian
Kayıt tarihi: 13/11/09

MesajKonu: Geri: Vaktinde Gelen Yardım   C.tesi Tem. 03, 2010 3:05 pm

Sessiz gecenin esintisi, birkaç dakikada br açılan kapıdan içeri kötücül bir casustan ziyade, sıcak bir misafirmişçesine süzülüyordu. Kapının her açılışında çıkan ve barın tamamında kulaklara rahatsızlık vermeyecek şiddette duyulan gıcırtılar süslüyordu insanların arasındaki sohbetleri. İçerisi dışarıya nispeten daha sıcaktı; kış gecelerinden biri olduğu için saatler öncesinden tazelenmişti şöminedeki odunlar. Gri ile kahverengi arasındaki, solgun ama rahatlatıcı duvar kağıtlarının kucakladığı mekan, her zamanki gibi içeridekilerden biri dışındaki bütününe sağlıyordu huzuru. O biri, biraz önce tanıdığı kadının karşısında, barın yakınındaki masalardan birinde oturuyordu. Gözleri aralarındaki bardağın üzerindeydi. Merak ettiği şeylerden ziyade öğrenmesi gerekenleri sormuştu genç kadına. Böyle öğretilmişti genç adam olarak adlandırılabileceği yılların son sıradakilerini yaşayan bar sahibine. Bedeni ile birlikte zihninin de yıllar boyu maruz kaldığı sıkı disiplin öğretmişti ona bütün bunları. İşte bu yüzden, sorularının cevaplarını alırken sadece kadını dinledi. Gözlerine bakıyordu onu dinlerken. Zümrütlere bile taş çıkartacak parlaklıktaki ziynetler gibi parlayan gözlerine bakıyordu kadının. O gözlerde görebildiği mutlak şeylerden biri de zekaydı. Başına gelen hangi olayın sonucunda o üç adamın arasında kaldığını bilmiyordu, ancak bu sebeplerden biri ahmaklık değildi muhtemelen. Zekanın dışında, bariz bir hüzün perdesi örtülmüştü göz kapaklarının altına. Yüzünün gerilmiş hatları, arada peydah olunan birkaç kırışıklığı gençliğine tezat olacak şekilde kalıcılarmış gibi gösteriyordu. Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra yüz hatlarının gevşediğini görünce gülümsedi bar sahibi. Bir bardak kahvenin yaratabileceği mucizeler konusunda birkaç ufak deneyimi olmuştu. Genç kadını kahvenin dumanını içine çekerken gördüğü zaman onun da kahveye tutkun biri olduğunu anladı. Onu izlerken söyledikleri hakkında düşünüyordu.

Çatlak Kazan'da kalıyordu, gezmek için dışarı çıkmıştı, bu durumda Black Pearl'ün önünden geçmesi çok doğaldı. Peki o ara sokakta ne işi vardı... Oraya kendi isteğiyle gitmiş olmasını diledi, çünkü adamlar onu yoldan oraya götürmüşlerse kadın oldukça hırpalanmış olmalıydı. Bunun düşüncesi bile içini hareketlendiriyordu. En son alevler içinde gördüğü adamları bulup dedesinin sakalı yüzüne ilk kez batan bir bebek gibi ağlamalarına neden olacak şeyler yapma güdüsünü bastırarak akdını seyretti. Tanıdığı birine benzemesi ile ilgili sözleri üzerinde kafa yormalıydı. Ama o tanıdığı kişi ile ilgii cümleleri söylerken yüzünde bir anlığına beliren ifadenin etkisi ile bunu sonraya bırakmaya karar verdi. O anda yapması gereken bu değildi. Kadının üstündeki giysilere baktı bir anlığına. Giyim tarzı olarak Black Pearl'deki diğer insanlardan ayrıldığı ortadaydı. Neredeyse tamamen siyahlar içindeydi; eteği, bluzü ve ceketi birbirine uyumlu kesimlerle doluydu. Giysilerinin açık bıraktığı boynunda ve biraz altındaki darp izleri gözüne çarptı büyücünün. Kadın gerçekten hırpalanmıştı orada. Olabileceklerin düşüncesini zihninden kovdu, tiksindirici derecede marazi düşüncelerdi bunlar. Aklından atması gereken düşüncelerdi. Bunu yapmak için uğraşırken genç kadının yüzündeki gülümsemeyi gördü. Bu gülümsemenin içinde yarattığı mutluluk hissine odaklanarak uzaklaştı hastalıklı düşüncelerden. Kahve ve barın havası kadına gerçekten de iyi gelmişti. Onunla ilgili öğrenmek istediği şeyler elbette vardı, ancak bunlar zamanla açılması gereken konulardı. Zira birkaç dakika önce uğradığı saldırının etkisini hala üstünden atamamış olan genç kadını bir de sorguya çekecek değildi. Onu incelemeye başlarken konuştu. "Sana ikram edebileceğim ya da senin için yapabileceğim bir şey var mı?"

Bunu sorduktan sonra incelemesine devam etti. Kadının kestane rengi saçları, gözleriyle oldukça uyumluydu. Ruh halinin yarattığı buhran bir kenara bırakılacak olursa, bir orman kadar güzeldi. Göze batmayacak derecede, sade ve rahatlatıcı bir güzellikti onunkisi. Saçları, yüzüne doğru sarkan iki tutam dışında toplanmıştı. Perçem denildiğini düşündüğü o tutamların yüzünün iki yanını süslemesini ilgiyle seyretti. Hiçbir zaman kadınların saç, makyaj ve bakımla ilgili kavramlarını tam olarak öğrenememişti. Bu konuda hevesli olduğunu iddia edemese de yine de işine yaramayacak bir bilginin var olamayacağı inancını taşıyan biri olarak merak ettiğini inkar edemezdi. Kadını seyretmeye devam etti kısa bir süreliğine. Yüzünün bütünlüğünü tamamlayan dolgun dudaklarının arasından çıkacak cevabı bekliyordu.

_________________
Man is condemned to be free.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

Vaktinde Gelen Yardım

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

 Similar topics

-
» wolfteam yardım
» Dünyada Başımıza gelen olaylar
» Vaktinde Gelen Yardım
» Hero Online İlk Yardım Kitabı
» MZ MANAGER YARDIMCI PROGRAMI

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: Büyücü Halkından Kesimler :: Diagon Yolu :: Black Pearl-